28 Ağustos 2017 Pazartesi

CARMEN LAFORET - HİÇ

Genç yaşta yazdığı ve 20. yüzyıl İspanyol edebiyatının önemli klasiklerinden sayılan Hiç kitabıyla büyük etki uyandıran Laforet, 1921 yılında Barselona'da doğdu. Çocukluğunu Kanarya Adaları'nda geçirdi. 12 yaşında annesini kaybetti, babası yeniden evlenince 1939'da, İç Savaş'ın bitiminde, akrabalarının yanında kalmak üzere Barselona'ya geri döndü. Barselona Üniversitesi'nde başladığı felsefe ve edebiyat eğitimini yarım bırakıp 1942' de Madrid'e hukuk okumaya gitti. Ancak 1944'te okulu tümüyle bırakıp ilk romanı Hiç'i yazmaya yoğunlaştı. 1944'te yayımlanan romanı prestijli Nadal Ödülü'nü (1945) kazanınca ünlendi, 1948'de Fastenrath Ödülü'nü de aldı. Erken yaşta gelen ünün ağırlığı altında yazdığı diğer yapıtları eleştirmenlerce aynı ölçüde beğenilmedi. Bu nedenle edebiyattan uzaklaştı ama gazete ve dergilere yazmayı sürdürdü, gezi yazıları ve öykü derlemeleri yayımladı. Hayatının son yirmi yılını edebi çevrelerden uzak geçiren Laforet 2004 yılında Madrid'de yaşamını yitirdi. Özgeçmişini yukarıya alıntıladığım yazardan da ödüllü bu ilk romandan da haberdar değildim, indirimliler arasında görünce İspanyol yazarlardan da pek fazla okumadığımı düşünerek satın aldım... roman otobiyografik izler taşıyor, biraz kasvetli bir konusu var ama ben beğendim...

Andrea ebeveynlerini kaybettikten sonra üniversite tahsili için Barselona'ya gelir büyükannesi, dayıları ve teyzesinin yaşadığı evde kalmaya başlar... büyük umutlarla geldiği bu şehirde acayip akrabaları yüzünden ilk günden şaşkınlığa düşer... herkese yardım etmek için çırpınan büyükanne dışında evde kalmış, ahlak kumkuması teyzesi Angustias, yaptığı resimleri satamadığı için orda burda çalışan, evini geçindirmekten aciz, şiddete meyyal dayısı Juan, Juan'ın dengesiz karısı Gloria ve küçük bebekleri, yetenekli bir kemancı, aynı zamanda dalavereci, kötü biri de olan yakışıklı, çapkın diğer dayı Ramon, Ramon'a aşık ürkünç hizmetçi Antonia bu evin sakinleridir... Tıkış tıkış eşyalarla dolu bu pis ve eski evde yoksulluk içinde herkes ayrı telden çalarak bağırış çağırış yaşamaktadırlar... Andrea hem onlarla uğraşırken hem de üniversitede arkadaş olduğu zengin ve ilginç Ena ile ilişkisini sürdürmeye çalışmaktadır...

Yazarı çok başarılı buldum her şey o kadar gerçek gibiydi ki sanki ben de onlarla beraber orada o kasvet içindeymişim gibi hissettim, evdeki pislik ve keşmekeş insanı irkiltecek ölçüde okura geçiyordu... ayrıca çok sürükleyici yazılmıştı merakla okuyorsunuz, ben sevdim size de öneririm...

Yazar: Carmen Laforet
Çevirmen: Zerrin Yanıkkaya
Sayfa Sayısı: 256
Basım Yılı: 2015(2. Baskı) 2007(1. Baskı)
Yayınevi: Metis

İspanya İç Savaşı'nın hemen ertesinde, gencecik bir kızın yazdığı ve 1944 Nadal ödülünü kazanan Hiç, 2004'te yazarının ölümünden sonra dünyanın her yerinde yeniden keşfedildi. On sekiz yaşındaki Andrea, öksüz kaldıktan sonra üniversite eğitimi için köyünden Barselona'ya, zenginliği ve kültürüyle hep gözünü kamaştırmış olan anne tarafından akrabalarının evine gelir. Ancak akrabaları savaş sırasında servetlerini kaybetmiş, korkunç bir yoksullukla baş etmeye çalışmaktadırlar. Genç kız bir yandan okuldaki zengin öğrenciler arasında bocalarken bir yandan da evde tanık olduğu tuhaflıklarla masumiyetini yitirmeye başlar. Karanlık, güçlü bir hayal gücü ile ince mizahı birleştiren ve bir büyüme öyküsü içinde Franko rejiminin ilk günlerini ürkütücü bir berraklıkla anlatan bu roman, pek çok eleştirmen tarafından yirminci yüzyılda Avrupa'da yayımlanan en önemli yapıtlar arasında sayılıyor.

24 Ağustos 2017 Perşembe

SEVİM KAHRAMAN - KARANLIK VE MAVİ

Halikarnas Balıkçısı (1890-1973) olarak bilinen Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın eserlerinden hiç birini okumadım (yakında gerçekleştiririm umarım), bir ara Aganta Burina Burinata romanını okumak istemiştim ama olmadı bir türlü... hayatı hakkında da Paşa çocuğu olduğu (babası Şakir Paşa, amcası II. Abdülhamit'in sadrazamı Cevat Paşa) ve çok sayıda sanatçı yetiştiren bir aileden geldiği (kardeşlerinden Fahrelnisa Zeyd ressam, Aliye Berger ressam ve gravür sanatçısı, Hakkiye Hanımın kızı Füreyya Koral seramik sanatçısı, Farelnisa'nın çocukları Nejad Devrim ressam, Şirin Devrim ise tiyatrocu) dışında pek bir şey bilmiyordum...

Hal böyleyken Mine Kırıkkanat'ın köşe yazısında Cevat Şakir'in hayatını anlatan bu biyografik romana rastladım ve okudum... kitabın son sayfasında ''en iyi kurguya şapka çıkartacak bir yaşam öyküsüdür onunki'' deniliyor... hakikaten rahat üç filmlik senaryo çıkar; inanılmaz, dolu dolu bir hayat, paşa konaklarından Oxford Üniversitesi'ne, hapishanelerden sürgüne, Babıali'den balıkçılığa, gazeteci, yazar, şair, düşün adamı bir coşkun ruh anlatılıyor...

Kitabı çok sevdim, Halikarnas Balıkçısı'nı ve o dönemdeki edebi-kültürel ortamı daha çok sevdim, size de kaçırmayın okuyun derim...

Sadece Sevim Kahraman kimdir onu çok merak ettim ne kitapta bir özgeçmiş yazısı var ne de internette bir şey bulabildim... Emre Kongar'ın bu kitabı tanıttığı köşe yazısında Kahraman için edebiyat eleştirmeni deniliyor, tek açıklama bu... yayınevi kitaba bir özgeçmiş eklese çok iyi olur...

Yazar: Sevim Kahraman
Sayfa Sayısı: 200
Basım Yılı: 2017
Yayınevi: Destek

Baba katilinden nasıl büyük bir yazar doğdu?
Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı) ve mensubu olduğu Şakir Paşa ailesinin Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzayan şaşırtıcı hikâyesi...
Konaklardan yoksulluğa, iktidardan esarete uzanan bir yaşam çizgisi...
Tutkulu bir aşk ve bir cinayetin yarattığı edebiyat adamı...
Troçki ve Bodrum’un yeşilini oluşturan ağaçların büyük sırrı...
Mitoloji, tarih, felsefe günleri... Azra Erhat, Sabahattin Eyüboğlu, Sabahattin Ali, Kemal Tahir, Attilâ İlhan’lı yıllar... Yeni aşklar, yeni kavgalar ve her şeye karşın şiir tadındaki coşkulu bir dönem... Ve o karanlığa inat çıkılan mavi yolculuklar...
Elinizdeki kitapta Halikarnas Balıkçısı’nın bir macera romanı tadındaki yaşamöyküsü üzerinden bir çağ değişiminin yol açtığı sarsıntı gözler önüne serilirken, devrimci Cumhuriyet’in nasıl tutuculaştığı ve daha ilk yıllarından itibaren yeni kültürü yaratan en pırıltılı evlatlarına nasıl kıydığı da çarpıcı bir şekilde ortaya konuluyor.

19 Ağustos 2017 Cumartesi

FRANK HERBERT - DUNE

Dune 1965 yılında yazılan ve o günden bu yana çok sevilen bir kitap, bilim kurgu klasiği olarak kabul ediliyor ve İthaki Yayınevi tarafından da bu kapsamda yeniden yayımlanmaya başlandı... serinin çok sayıda kitabı var, daha önce Kabalcı Yayınevi'nden çıkmıştı... açıkçası kitabı biliyordum ama yeni baskıları görünceye kadar (kitap bile olsa ambalaj önemli oluyor demek!) almak aklıma gelmemişti ama şimdi okumuş bulunuyorum... bu girişten sonra bakalım roman hakkında ne hissettiğimi anlatabilecek miyim?

Öncelikle benim bilim kurgu kavramımla genel kabul gören bilim kurgu ifadesi arasında bir çelişki var o yüzden her sefer şaşırıyorum ve istediğim bilim kurgu ile nadiren karşılaşıyorum... bu eserde de öyle oldu; bu roman bana göre %40 bilim kurgu %60 fantastik edebiyat... fantastik edebiyatı da seviyorum o açından da sorun yok ama beklediğimi bulamamaktan hoşnut değilim...

Romanı başlarında çok sevdim soluksuz okuyorum, hatta ikinci ve üçüncü kitapları da okumaya karar verdim ve bu hal yaklaşık 400 sayfa kadar devam etti ama sonrasında tüm ilgimi aniden yitirdim, doydum sanki... devamını da sıkılmadan okudum ama artık serinin diğer kitaplarını okumayacağımı biliyorum... tanıtımdaki ''modern edebiyatın en epik mesih anlatılarından biri sayılan Dune'' ibaresi durumumu özetliyor kitabın ikinci yarısındaki peygamberlik vs. hikayeleri hiç ilgimi çekmedi... oysa ki bir çöl gezegende ekolojik sistemi düzeltme çabalarını anlatan bölümleri inanılmaz güzel ama bir o kadar da azdı... ayrıca tüm konuyu arap hikayelerine, isimlerine, deyimlerine benzetme çabasını da çok anlamsız ve gereksiz buldum... özetle roman genel olarak iyi ama bana pek uymadı...

Aşağıdaki alıntıları ise çok beğendim bizim bugünkü durumumuza çok uyuyor!!

Lider güruhla halk arasındaki farkı belirleyen şeylerden biridir. Bireylerin sayısı ona bağlıdır. Bireylerin sayısı fazla azalırsa halk güruha dönüşür. (syf: 399)

Din ile siyaset aynı arabada gittiğinde, sürücüler karşılarında hiç bir şeyin duramayacağını sanır. Dümdüz gider, hızlandıkça hızlanırlar. Engelleri tamamen göz ardı eder, körlemesine gidenlerin uçurumu çok geç fark edeceğini unuturlar. (syf:514)


Kanunlar ve görevler din çatısı altında birleştiğinde, insan asla tamamen bilinçli olamaz, asla kendinin tamamen bilincine varamaz. Asla tam bir birey olamaz. (syf:548)

Yazar: Frank Herbert
Çevirmen: Dost Körpe
Sayfa Sayısı: 712
Basım Yılı: 2016
Yayınevi: İthaki

En İyi Roman kategorisinde Hugo Ödülü
En İyi Roman kategorisinde Nebula Ödülü


Okurlar tarafından 20. yüzyılın en iyi bilimkurgu yapıtı seçilen Dune serisi, yepyeni kapakları ve gözden geçirilmiş çevirileriyle 50. yılında İthaki'de. 

Modern edebiyatın en epik mesih anlatılarından biri sayılan Dune, genç Paul Atreides'in hikâyesini anlatır. Atreides'in ailesi, evrendeki en önemli ve en değerli madde olan melanj 'baharatının' tek kaynağı olarak bilinen Arrakis gezegeninin kontrolünü kabul etmiştir. İmpatorluğun güçleri Arrakis'in kontrolü için birbirlerinin boğazına sarılırken, politika, din, ekoloji, teknoloji ve insani duyguların çok katmanlı, karmaşık etkileşiminden benzersiz bir hikâye doğacaktır. 


Frank Herbert'ın yarattığı evren, yıllar boyunca milyonlarca okurun zihninde gerçekliğini kabul ettirdi ve bugün de ayakta. 


İyi bir bilimkurgu ve iyi bir edebiyat yapıtı okumak isteyen herkesin yolu Dune serisinde birleşiyor… İthaki'nin yepyeni "Bilimkurgu Klasikleri" dizisi Dune efsanesiyle başlıyor…

4 Ağustos 2017 Cuma

EDITH WHARTON - keyif evi

İki sene önce yazarın yaz bitince romanını okumuş ve çok sevmiştim, o nedenle keyif evi ile devam etmeye karar verdim ama pek beklediğim gibi çıkmadı... 1905 yılında yazılan bu roman yazarın en bilinen ve sevilen eseri ama benim için yaz bitince'nin yakınından bile geçmiyor...

Gerçek şu ki ana karakter Lily Bart ve 1890'ların New York üst sınıfı sinirimi zıplattı... daha açık ifadeyle kadınların hiçbir işe yaramaz bir şekilde ortalarda dolanıp, zengin koca peşinde koşmaları çok kötüydü... ne yapalım 19. yüzyıl sonunda geçiyor normal deyip geçemiyorum sanki bu günlerde bizde de durum bu yöne doğru ilerliyor ve kadınların iş hayatından çekilmeye çalışılması çok tatsız...

Konumuza dönersek; Lily'nin evlenmek için yaptıklarını, varlıklı üst sınıfın amaçsız, bomboş yaşamlarını, birbirlerinin arkasından çevirdikleri dalavereleri tüm kitap boyunca okuyoruz... Lily'nin hoşlandığı avukat Selden'le olan ilişkisi ara ara ortaya çıkıyor ve Lily bu ortamda ayakta kalmaya çalışıyor...

Yazar kitapta anlattığı bu üst sınıfa mensup o nedenle yazdıkları muhtemelen çok gerçekçi ama toplumun yapısını (bir takım kişileri) anlattığı bölümleri çok uzatmış hep aynı şey anlatılıyor izlenimi veriyor... Lily ve Selden ilişkisi ile her ikisinin birbirleriyle ve kendileriyle ilgili düşünceleri ise yetersiz ve üzerinde yeterince çalışılmamış gibi geldi...

Roman genel olarak iyi, sürükleyici ama ben konuyu da karakterlerini de pek sevemedim... Yine de klasik bir eser deneyebilirsiniz... 

Yazar: Edith Wharton
Çevirmen: İlknur Özdemir
Sayfa Sayısı: 365
Basım Yılı: 2010
Yayınevi: Kırmızı Kedi

1890'larda, New York'un geleneklere ve göreneklere sıkı sıkıya bağlı yüksek tabakasında yer alan olaylar, romanın bahtsız kahramanı, genç ve güzel Lily Bart'ın çevresinde döner. Muhteşem bir baloyla sosyeteye tanıtılan Lily Bart'ın bütün dünyası önce babasının, sonra da annesinin ölümüyle alt üst olur. Halasının yanına sığınan ve dar geliriyle geçinmeye çalışan Lily'nin elinde benzersiz güzelliğinden başka bir şey kalmamıştır. 

Arzuladığı lükse ve toplumsal konuma ancak zengin bir kocayla sahip olacağını bilen Lily yine de bu yönde bir çaba harcamaz, bilakis bu düşünceye isyan eder. Lily sadece çekici değil, çok da zeki bir kadındır; ancak toplumun kendisine biçtiği 'güzel nesne' rolünden sıyrılamaz.


Yakışıklı, zeki ama beş parasız Lawrance Selden'in hayatına girmesiyle Lily ondan başkasını düşünemez olsa da onun ulaşmak istediği idealleri yerine getirmekten çok uzak olduğunu bilir; içinde bulunduğu kesimin zenginlik ve modaya verdiği önem yüzünden konumunu korumak ve iyi bir evlilik yapma fırsatı elde etmek için büyük bir borca giren Lily'nin, yanlış kararları sonucu beklenmedik bir sona doğru sürüklenmesinde çevresinin acımasızlığı ve bencilliğinin büyük payı olacaktır.