29 Haziran 2013 Cumartesi

MISHKA BEN-DAVID - St. Petersburg'da YASAK AŞK

Bu kitabın ismi ilgimi çekmişti ama uzun zaman alıp almamaya karar veremedim... tereddütümün  sebebi yazarın bir süre Mossad ajanı olarak görev yapmasıydı... dünyadaki tüm istihbarat örgütlerinin görevinin ''ülkelerini koruma''  yaftası altında tüm dünyayı karıştırmak ve belli bazı çıkar gruplarına hizmet etmek olduğunu, yine özellikle suikast operasyonlarında görev yapan ajanlarında psikopat ruhlu veya bir çeşit ruhsal bozukluğa sahip insanlar olduklarını düşünüyorum... 

Tüm bu çekincelerime rağmen merakım ağır bastı ve kitabı okudum... hikayenin ne kadarı gerçek verilere dayanıyor (muhtemelen hiç) ne kadarı kurgu bilemiyorum ama romanda benim yukarıda yazdıklarımdan çok farklı bir ajan portresi çiziliyor... görüntü itibariyle ajana hiç benzemeyen (kitabın tümü boyunca bu sık sık yineleniyor), vatanını samimiyetle koruduğuna inanan, bunun için adam öldürmek istemeyen ama görev verildiğinde itirazsız yapan, duygusal, romantik, çalışkan, birlikte olduğu kadınlara çılgınca aşık bir adam.. kısaca oldukça normal bir insan portresi çiziliyor... işin aşk boyutunu bir kenara bırakıyorum o olabilir, ama diğer hikayenin hiçbir noktasına inanmadım... zaten bu kurgu bir eser kimse gerçek hayattan alındığını iddia etmiyor diyebilirsiniz ama yazarı bir ajan olunca ve romanında konusu bir ajanın hayatı olunca (ki yaptığı suikastlar bile en ince noktasına kadar anlatılıyordu) insan ister istemez ne kadarı gerçek acaba diye aklından geçiriyor... aslında bana gerçek dışı gelen çok çok hümanist bir istihbarat örgütü portresi çizilmesiydi... neredeyse ''vah vah çok üzüldüm bak size de neler yapıyorlar herkes bir el versin de şu işi kotaralım'' gibi yardım önermek bile aklınıza gelebilir o kadar yani....gerçi yazar kitabı yayınlamak için sansürden geçmiş, ülkedeki neredeyse her yerden izin almış, farklı bir şey yazamazdı her halde...

Romandaki iki aşk hikayesi de çok güzeldi... özellikle karısının bakış açısına (birini öldürmek hangi gerekçe ile olursa olsun cinayettir şeklinde özetlenebilir) katılıyorum... yazarın anlatımı çok akıcı, St.Petersburg, Dostoyevski, Tchaikovsky'nin anlatıldığı bölümler de  çok iyiydi.. romanın sonu biraz masalsı olmuş ama bu da hoş duruyor....

Yazar: Mishka Ben-David
Çevirmen: Nita Kurrant 
Sayfa Sayısı :480
Basım Yılı : 2013
Yayınevi :Koton Kitap



16 Haziran 2013 Pazar

HARRY BİNGHAM - Ölülerle Konuşmak

Birçok insanın aksine cinayet romanları pek ilgimi çekmez ve çok az okurum...ama bazen kitap seçerken belirleyici yayınevi olabiliyor ve konunun bana nesi cazip geldi bilemiyorum ama ithaki ise iyidir diye düşünüp aldım... ve hakikaten çok iyi çıktı, sonunda beni çok şaşırttı ve yeni bir sendrom öğrendim....

Öncelikle bildiğiniz çok heyecanlı, nefes nefese okunan, her yerinden ipuçları ve deliller fışkıran neredeyse her satırında katile dair doğru veya yanıltıcı ipuçları verilen türden bir roman değil.... her şey tıpkı gerçek hayatta bir cinayet soruşturmasında olabileceği gibi ağır ve ilmek ilmek ilerliyor, öyle süper her şeyi şıp diye anlayan çözen dedektifler yok... kanıtlar tek tek toplanıyor, olay yeri incelemesi ve adli tıp bölümü detaylıca anlatılıyor, görgü tanığı olabilecek kişilerle uzun uzadıya konuşuluyor, toplanan delillerin hukuka uygunluğu sürekli denetleniyor ve bu tüm süreç boyunca hatırlatılıyor... kitabın yarısına gelindiğinde katilin kim olduğu hemen hemen netleşiyor geriye onun kanunlara uygun bir şekilde nasıl yakalanacağı kalıyor... kitabın polisiye tarafı bu şekilde çok gerçekçi bir kurguyla anlatılmıştı ve ağır temposuna göre hiç sıkıcı değildi,  açıkçası ben çok başarılı buldum.... 

Ama romanın en iyi yanı bu değildi, muhteşem olan detektifin kendi kendiyle olan hikayesiydi... ergenliğinde yaşadığı olayla baş etme ve bu arada da bir cinayeti çözme azmiydi...bir hayatta kalabilme çabasıydı anlatılan... bana göre bu romanda önemli olan o dedektifin hayatının kurgulanmasıydı yoksa polisiye olay değil.... 

Detektifin hikayesini çok beğendim polisiye olay da çok gerçekçiydi, benim için bir cinayet romanından bekleyebileceğimden fazlası vardı... okuyun derim....

Yazar: Harry Bingham
Çevirmen: İlker Sönmez
Sayfa Sayısı :336
Basım Yılı : 2012
Yayınevi : İthaki

Kendi zihninizde savaş varsa barışın hüküm sürdüğü bir dünyada yaşamanın anlamı yoktur.
Dedektif Fiona Griffiths’in ilk cinayet vakası tüyler ürperticidir; bir kadın ve altı yaşındaki kızı köhne bir dairede vahşice öldürülmüştür. Tek ipucu ölü bir işadamının olay yerinde bulunan banka kartıdır.
Fiona kendini mesleğine adamış, son derece zeki bir polistir fakat gözler önüne sermekten hoşlanmadığı başka yanları da vardır. Özgeçmişindeki iki yıllık boşlukla bağlantılıdır bu; ağlayamamasıyla ve cesetlere duyduğu şaşırtıcı yakınlıkla.
Fiona geçmişini ardında bırakma derdindedir fakat cinayetler vahşileştikçe o da merhametsiz bir şekilde zihninin karanlık köşelerine sürüklenir, üstelik orada başka bir ölü kız daha vardır: Kendisi.
Stieg Larsson’un Lisbeth Salander hayranları İngiliz yazar Bingham’ın kadın kahramanı ile sıkı dost olacaklar. Topluma uyum sağlamaya çalışan sıradışı ve yaralı bir kadın… Bitmek bilmeyen bir hareket, gerçekçi bir kurgu… Publishers Weekly
Harry Bingham, kurgu ve kurgu dışı eserler yazar. Yazmadığı zamanlarda ya köpeklerini gezdirir ya da önde gelen editoryal danışmanlık kuruluşlarından biri olan The Writers’ Workshop’u yönetir. Oxfordshire’da yaşar ve şu sıralar yeni Fiona Griffiths romanı üzerinde çalışmaktadır.

8 Haziran 2013 Cumartesi

ISABEL ALLENDE - Maya'nın Günlüğü

Isabel  Allende'nin son kitabı ''Maya'nın Günlüğü'' çok güzel bir roman... içinizi ısıtan, hüzünlendiren, isyan ettiren, neşelendiren bir hikaye... bir genç kızın 16-19 yaşlarını yani ergenlikten yetişkinliğe geçişini anlatıyor ilk etapta... Maya'nın hikayesi çok zorlu, başına gelmeyen kalmıyor, dibe vurup bir şekilde hayatını kurtarıyor ve yazdığı günlükten tüm hayatını öğreniyoruz...diğer yandan da yazarın memleketi Şili'yi, diktatörlüğü, insanların çektikleri acıları anlatıyor... Maya'nın hayatının bir bölümü Şili'nin Chiloé adasında geçiyor... burası çok ilginç bir yer, hem doğası hemde gelenek görenekleri açısından... açıkçası hikayeden bağımsız olarak o adayı ve halkını çok merak ettim, bir müddet orada yaşamak iyi olurdu diye düşündüm...

Bu roman aynı zamanda bir dostluk hikayesi... Maya'yı büyüten astronom büyükbabası ile   astrolojiye, ruhlara, büyüye meraklı büyükannesi, nenesinin çılgın arkadaşları, Chiloé adasının ilginç ahalisi çok çarpıcı karakterler... tüm bu kişilerin birbirleriyle ve Maya ile ilişkilerini keyifle okudum... yazarın muhteşem bir anlatımı var çok yalın, sürükleyici, neşeli... özetle tadına doyulmaz bir kitap,  mutlaka okuyun... 

Yazar: Isabel Allende
Çevirmen: İnci Kut
Sayfa Sayısı :464
Basım Yılı : 2013
Yayınevi : Can

Benim adım Maya Vidal, on dokuz yaşımdayım, cinsiyetim kız, bekârım, sevgilim yok, ama fırsat çıkmadığından, yoksa kılı kırk yardığımdan değil, California'da Berkeley'de doğdum, Amerikan pasaportum var, şu anda geçici olarak dünyanın güneyindeki bir adada sığınmacıyım. Bana Maya adını koymuşlar çünkü Hindistan Neneme pek çekici gelir, annemle babamın da, önlerinde düşünecek dokuz ayları olmasına karşın, akıllarına başka bir isim gelmemiş. Hindu dilinde maya "büyü, hayal, düş" anlamlarına geliyormuş. Benim kişiliğimle hiç ilgisi olmayan şeyler. Atilla olsaydı daha uygun olurdu, çünkü ayağımı bastığım yerde ot bitmez.

Isabel Allende, California'dan Las Vegas'a, oradan Şili'deki Chiloé Adası'na kadar uzanan bir macera anlatıyor, Maya'nın Günlüğü'nde Geçmişle şimdinin, yaşamla ölümün, ümitle ümitsizliğin kucaklaştığı bu büyülü macera, Allende'nin ışıklı, rüzgârlı anlatımıyla hayat buluyor. Modern bir genç kızın sıradışı şartlar altında olgunlaşmasının öyküsü, Maya'nın tutku ve ıstırap dolu anılarında adım adım gözler önüne seriliyor.